“Çay öncesi Karadeniz” başlıklı yazımda dede ve ninelerimizin yaşadığı o çileli yılları günümüz gençliğinin bilmelerini istedim. Amacım geçmişten ders alarak gelecek için hedefler koymaktı. Kısaca, bölgemize bu güzellikleri sağlayan maddi refah aracı ÇAY’A sahip çıkmalarını sağlamaktı.
“Çay”,bir tutam yeşil filiz. Kahvaltı soframızdan, çalışma masamıza… Lüks otel ve pasta salonlarının yaldızlı gümüş takımlarından, mahalle kahvelerinin tahta masalarının üzerine. Vapurda höpürdeterek içtiğimiz ince belli bardaklardan gerinerek yudumladığımız koyu demlisine kadar hayatımızın vazgeçilmezi çay…
Bölgemizi kısa zamanda ıstıraptan kurtarıp abat eden ÇAY’A bugün üreticilerimizin büyük bir bölümü artık inanmıyor. Dün büyüklerimizin el emeği göz nuru baktıkları ve geliştirdikleri çaylıklar artık başkalarının elinde esir.
Doğu Karadeniz Bölgesine getirilen böylesi maddi refah aracı Çay’ın başka bir alternatifi var mı acaba? İşte bu maddi refah aracı ÇAY, beraberinde manevi bir kalkınma planı ile sunulmadığı için üretici tarafından sadece madde olarak değerlendirilmektedir. Bu durum bölgemizin kültürünün de dejenere olmasını beraberinde getirmiştir.
Çay tarımı ve sanayisinin bölgenin genel kültür yapısına yaptığı tesirle ilgili bir tespitimi yazmadan geçemeyeceğim. Burada gözden kaçan bir konu olan “Çayın” bölgeden mana bakımından götürdükleridir. Karadenizli çay üreticisi fert fert Devletle ticaretçi durumundadır. Fakat bu ticarette devlet ticaretçi durumunda olmakla beraber karşı tarafı yanı yaş çay üreticisini de himaye durumundadır. İşte bu karşılıklı ticaret ve oluşturduğu siyasi istismar zemini üreticinin manevi yapısını da etkilemektedir. Kısaca, eğitimin çok önüne geçen maddi refah, beraberinde “pahalı hastalıklar” diye adlandırabileceğimiz illetleri de yanında getirmiştir.
Özellikle son zamanlarda manevi yönde gerekli tedbirlerin alınmaması, polisiye tedbirlerin yetersizliği ve en önemlisi ciddi bir eğitim verilmemesi sonucu ne oldum delisi bazı gençler arasında uyuşturucu kullanımı büyük ölçüde artmaktadır. Bilhassa istenen parayı cebinde bolca bulan genç için bu illeti temin zor olmasa gerek…
Küçük yaştan itibaren parayı bonkörce harcama fırsatını bularak şımaran genç(!) önce sigara ve içki ardından kumarla tanışmakta. Bu merhaleden sonra “keşlerle” tanışma talihsizliği başlar. Yeni yetme! Genellikle uyuşturucu kullandıklarını önceden bildiği kişilerin “Havası”na kapılmakta. Dayı varı, kabadayı pozundaki “keş”lerin telkin ettikleri mizaç, yeni yetme delikanlıyı büyüleyecektir. Delikanlı yakıştırması bu kişiler arasında özellikle kullanılmaktadır. Artık en alt seviyeden mertlik edebiyatları, hapishane maceraları… Bunlar aynı zamanda kulüp, kumarhane ve meyhane gibi yerlerin de baş aktörleridir… Argo ile başlayıp aynı havada sürdürülen bir espri atmosferi… İşte yeni yeni içmesini öğrenen, kumara da başlamış delikanlı! bakar ki bu kişiler aynı zamanda uyuşturucu da kullanıyorlar. O halde kendisi neden onlardan geri kalsın. Bu noktadan taze ciğerler büzüşmeye genç beyinler felç olmaya başlar. O,arkadaşını, o’da arkadaşını. Bu zincir uzar gider. Karadeniz bölgesinin bilhassa sahil kesiminde bir araştırma yapılıp rakamlara vurulacak olursa korkunç bir tablo ile karşılanacağı muhakkaktır.
Özetle izah etmeye çalıştığım bu uyuşturucu kullanma illeti polisiye tedbirler yanında ailecek sıkı takıp ve güçlü bir manevi eğitimle önlenebilir ellete.
Bir defa “çeken” ister hazzına! Varsın ister varmasın, kafasına taktığı “dayı”,”delikanlı” kompleksi yüzünden bu tuzağa düşmesi kaçınılmaz… İşte yeşil altın’ın bölgeye sağladığı maddi refahın yanında getirdiği manevi illetlerden biri.
Çok dar bir alan olan Doğu Karadeniz Bölgesine eğitim ve kültürden önce giren para ve bunun yanında ürkütücü bir, ne oldum deliliği ve beraberinde gelen yozlaşma. Genç dimağları keş olmaya çeken husus. Şüphesiz içki, sigaranın arkasından gelmekte ve başlı başına büyük bir illettir. Sınır tanımaz bir tüketim. Özellikle son zamanlarda aile büyüklerinin başını döndürmektedir. Yeni yetme olup da bir işte tutmamış olanlar için içki tabii bir alışkanlıktır. Artık ne hazındır ki, içkiyi uyuşturucuya çoktan tercih eden bazı aile reisleri, çocuklarının içkiyi ara sıra içtiğini, fakat uyuşturucu kullanmadığını övünerek belirtmektedirler. Şunu da özellikle belirtmeliyim ki; bahse konu böyle birkaç kişinin ayyaşlığı tabii ki bir bölgenin insanlarının normal hayat hadisesi değildir. Burada söz konusu, boş zamanlarını kahve köşelerinde geçirmeye çalışan genç beyinlerin bu ve benzeri mekânlarda oyalanmalarını ve huzur aramalarını önleyici tedbirlerin alınmasıdır. Dileğim istihdam alanları ve ahlakı ağırlıklı eğitim birimleri oluşturularak genç beyinlerin bu tur mekânlardan kurtarılmasıdır.
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: Kahve köşelerinde işsizlikten yakınanlar, yemek, içmek, hatta sigara dâhil gülük 60–70 TL. Ödeyerek yabancılara çay hasadı yaptırmaktalar.
Bu olumsuz gelişmelere; Baba kesesinden bonkörce para harcamanın dayanılmaz hazırcılığına bağlı ahlakı dejenerasyon demek yanlış olmaz herhalde.